Yagyū Munenori’den Aikido’ya: Zihnin Özgürlüğü, Teknik Kriz ve Usta-Öğrenci Bağı

Utku Havuç’un, Yagyū Munenori’nin 1632 yılında yayımlanan Hayat Veren Kılıç (Heihō Kadensho – 兵法家伝書) adlı eserinden gönderdiği metin üzerine düşüncelerim ve bu düşüncelerin Aikido ile bağları:

Varlık ile Yokluğun Arasında

Bir Zen ustası şöyle demiştir:

‘Varlığa yalnız görünen yüzüyle bakma; ardındaki hakikati görmeye çalış. Ama var olmayan şeylerde de hakikat arama. Görünene saplanma, hayale de kapılma. Hakikat ikisinin de ötesindedir.’

Bu öğüt, yürüdüğümüz her yol için olduğu gibi, özellikle savaşçının yolu için de geçerlidir. Burada sözü edilen var olan ve var olmayan, yalnızca nesneleri değil; zihnin kurduğu bütün ayrımları ifade eder: doğru ile yanlış, iyi ile kötü, kazanmak ile kaybetmek…

Zihin bu ayrımlara tutunduğunda onları mutlak gerçek sanmaya başlar. İyiye bağlanmak bile zihni sınırlar; kötüye bağlanmak ise onu daha derin bir bağımlılığa sürükler. Aslında zihin, hangi düşünceye tutunursa tutunsun özgürlüğünü yitirir.

Savaşçının zihni hiçbir yargıya saplanmamalıdır. Bir düşünceye, bir duyguya ya da bir hükme bağlanan zihin, değişen durumu olduğu gibi göremez; bu yüzden doğru zamanda doğru karşılığı veremez.

Savaşçının zihni her türlü önyargı ve takıntıdan arınmış olmalıdır. Ancak böyle bir zihin, her an değişen duruma kendiliğinden, doğal ve yerinde karşılık verebilir.

İkiliklerin ötesinde dur. İyi ile kötüye, doğru ile yanlışa, görünen ile görünmeyene saplanma. Birine tutunup ötekini reddetme. Zihin bu karşıtlıkların ötesine geçtiğinde hakikati olduğu gibi görmeye başlar.

Ustalık, hiçbir karşıtlığa bağlanmadan görebilmek ve her durumda o özgür bakıştan hareket edebilmektir.”

Yagyū Munenori – Hayat Veren Kılıç

Bu metin, Yagyū Munenori’nin düşüncesini son derece açık biçimde özetlemektedir. Eser boyunca ele alınan teknik, strateji ve savaş sanatı, sonunda zihnin durumuna bağlanır. Çünkü gerçek ustalık yalnızca kılıcı kullanabilmekte değil, zihni özgürleştirebilmektedir.

Yagyū Munenori’nin bu düşünceleri, Budo’nun en zor fakat en temel derslerinden birini hatırlatır. Çoğu insan tekniği öğrenmeye çalışır. Gerçek Budoka ise önce kendi zihnini tanımaya çalışır. Çünkü insanın en büyük rakibi karşısındaki kişi değil; kendi korkuları, önyargıları, arzuları, hırsları ve egosudur. Aikido da bizi tam bu noktaya götürmelidir. Teknikler bir amaç değil, insanın kendisini tanıması için kullanılan araçlardır. Asıl çalışma, hiçbir düşünceye körü körüne bağlanmayan, değişen durumu olduğu gibi görebilen ve gerektiği anda doğru karşılığı verebilen bir zihin geliştirmektir.

Varlık ile yokluk, kazanmak ile kaybetmek, doğru ile yanlış arasındaki karşıtlıklara saplanmayan kişi artık kendisini ispat etmeye çalışmaz. Gerçek ustalık belki de bildiklerini sergilemek değil, her gün yeniden öğrenebilecek kadar boş kalabilmektir.

Fakat burada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkmaktadır:

Aikido egoyu aşmayı, zihni özgürleştirmeyi ve insanı dönüştürmeyi amaçlıyorsa, neden bugün Aikido dünyasında bu kadar ego, rekabet, kıskançlık, bölünme ve dengesizlik vardır?

Bu sorunun cevabı yalnızca bireylerin karakterinde aranamaz. Bugün Aikido; ahlaki, teknik, pedagojik ve kurumsal bir kriz yaşamaktadır.

Teknik ile İçsel Gelişim Arasındaki Kopuş

Teknik öğrenmek, zihni eğitmek anlamına gelmez. Siyah kuşak takmak, egoyu aşmak değildir. Yüksek bir dereceye ulaşmak da Budo’nun özünü kavramış olmak anlamına gelmez.

Bir kişi uzun yıllar tatamide çalışabilir; fakat aynı süre boyunca kendi korkularını, kıskançlıklarını, hırslarını ve makam arzusunu hiç sorgulamamış olabilir. Böyle bir durumda teknik ilerlerken insan geride kalır. Oysa Budo’nun amacı yalnızca bedeni geliştirmek değildir. Budo, insanı bütünüyle dönüştürmeyi amaçlar. Bu dönüşüm gerçekleşmediğinde geriye teknik biçimler, unvanlar ve hiyerarşik konumlar kalır. Ego, makam tutkusu, unvan yarışı ve güç arzusu da tam bu noktada ortaya çıkar.

Aikido’daki Teknik Kriz

Bugün Aikido’daki sorun yalnızca ego değildir. Aynı zamanda ciddi bir teknik kriz vardır. Çünkü yetişen birçok eğitmenin eğitimi eksiktir. Birkaç seminere katılmak, çeşitli teknikler görmek ya da uzun yıllar düzenli antrenman yapmak, tek başına bir insanı gerçek anlamda öğretmen yapmaz. Bir sanat kitaplardan öğrenilmez. Videolardan öğrenilmez. Sosyal medyadan öğrenilmez. Bir sanat, gerçek bir ustanın yanında, uzun yıllar boyunca yaşanarak öğrenilir. Usta-öğrenci ilişkisi yalnızca hareketlerin aktarımı değildir. Öğrenci ustasının mesafesini, zamanlamasını, duruşunu, nefesini, bakışını, sessizliğini, disiplinini ve hayata karşı tavrını da gözlemler. Görünen hareketlerin ardındaki görünmeyen bilgiyi zaman içinde özümser. Bir hareketin dış şekli taklit edilebilir. Fakat o hareketin içindeki ma-ai, de-ai, merkez, denge, yön, niyet, canlılık ve kararlılık yalnızca görüntüye bakılarak öğrenilemez.

Bu nedenle ustasız öğrenilen sanat, zamanla biçimlerin tekrarına dönüşür.

Aktarım Zincirinin Zayıflaması

Tamura Sensei’nin nesli, Aikido’yu yalnızca tekniklerin toplamı olarak görmüyordu. Onların anlayışında teknik, insanın iç dünyasının dışarıya yansımasıydı. Tamura Sensei’nin yanında eğitim görmek, yalnızca bir tekniğin nasıl yapıldığını öğrenmek değildi. Ne zaman hareket edileceğini, ne zaman beklenileceğini, nasıl bakılacağını, nasıl durulacağını ve nasıl bir insan olunması gerektiğini anlamaya çalışmaktı.

Bugün ise birçok kişi, gerçek bir ustanın yanında yeterince olgunlaşmadan öğretmen konumuna gelmektedir. Teknik gösterebilmek ile tekniğin özünü aktarabilmek birbirine karıştırılmaktadır. Hareketler görünüşte devam etmekte, fakat içlerindeki mesafe, zamanlama, denge, merkez ve Budo ruhu giderek zayıflamaktadır. Bu yalnızca bireysel bir eksiklik değildir. Aynı zamanda aktarım zincirinin bozulmasıdır.

Çünkü bir öğretmen, kendi ustasından alamadığı şeyi öğrencisine veremez.

Japon Eğitmenler de Eleştirinin Dışında Değildir

Bu sorunu yalnızca Avrupa’ya, Batı’ya veya Japonya dışındaki ülkelere bağlamak doğru değildir. Ne yazık ki bazı Japon eğitmenlerde de benzer bir yüzeyselleşme görülmektedir.

Bugün sosyal medyada neredeyse her hareketin bir Aikido tekniği olarak sunulmaya çalışıldığına tanık oluyoruz. Oysa her dönüş, her kaçış, her düşürme veya her beden hareketi Aikido değildir. Bir hareketin Aikido olarak değerlendirilebilmesi için yalnızca dış görünüşü yeterli değildir. Tekniğin içinde doğru mesafe, zamanlama, merkez, denge, yön, niyet ve Aikido’nun temel prensipleri bulunmalıdır. Bir hareketi Aikido’ya benzetmek, onu Aikido yapmaz.

Japon olmak da bir kişinin geleneğin özünü otomatik olarak taşıdığı anlamına gelmez. Bugün Budo’nun ölçüsü milliyet değil, eğitimin niteliği ve aktarılan sanatın derinliğidir. Asıl mesele, kişinin nereden geldiği değil, Budo’nun temel ilkelerine ne kadar sadık kaldığıdır.

gemini generated image fkgb4fkgb4fkgb4f

Sosyal Medyanın Oluşturduğu Yanılsama

Sosyal medya Aikido’nun görünürlüğünü artırmış, fakat aynı zamanda ciddi bir yanılsama yaratmıştır. Bugün birçok insan teknik öğrenmekten çok teknik göstermeye yönelmektedir. Görüntüler çoğalırken bilgi derinleşmemekte, hareketler çeşitlenirken prensipler zayıflamaktadır. Takipçi sayısı, ustalığın ölçüsü gibi sunulmaktadır. Oysa gerçek bir usta; izlenme sayısıyla değil, yetiştirdiği insanların niteliği, koruduğu geleneğin derinliği ve sanatına gösterdiği sadakatle değerlendirilmelidir. Sosyal medya için üretilen gösterişli, sıra dışı ve çoğu zaman temelsiz hareketler, özellikle genç kuşaklarda yanlış bir Aikido algısı oluşturmaktadır. Böylece teknik, eğitim aracı olmaktan çıkıp görsel bir gösteriye dönüşmektedir.

Budo ise gösteri değildir. Budo, uzun yıllar süren sessiz, ciddi ve disiplinli bir inşa sürecidir.

Kurumsal Sorumluluk

Aikido’daki kriz yalnızca bireysel veya teknik değildir. Kurumsal yapıların da bu yozlaşmada önemli sorumlulukları vardır.

Derecelerin, unvanların ve görevlerin yeterli teknik ve ahlaki ölçütler gözetilmeden dağıtılması, öğretmenlik kavramını zayıflatmaktadır. Kurumsal çıkarlar, maddi kaygılar ve hiyerarşik hesaplar Budo’nun önüne geçtiğinde, sistem nitelikli insanlar yetiştirmek yerine kendisine bağlı kişiler üretmeye başlar. Böyle bir yapı egoyu azaltmaz; tersine büyütür. Unvanlar sorumluluk göstergesi olmaktan çıkar, üstünlük aracına dönüşür. Dereceler insanın kendisini sorgulamasına değil, kendisini başkalarından yukarıda görmesine hizmet etmeye başlar.

Oysa gerçek Budo’da kişi yükseldikçe egosu değil, sorumluluğu büyümelidir.

Tamura Sensei’nin Mirasına Sadakat

Tamura Sensei’nin mirasına sadık kalmak, yalnızca onun hareketlerini taklit etmek değildir. Onun teknik biçimlerini tekrar etmek de yeterli değildir. Gerçek sadakat, onun Aikido’ya ve Budo’ya bakışındaki ciddiyeti koruyabilmektir.

Tekniğin doğruluğunu önemsemek. Usta-öğrenci bağını korumak. Derece ve görevleri ayrıcalık değil, sorumluluk olarak görmek. Aikido’yu gösteriye veya kişisel iktidar aracına dönüştürmemek. Tamura Sensei’nin mirası ancak bu anlayışla sürdürülebilir. Bir insan Tamura Sensei’nin öğrencisi olduğunu söyleyebilir. Fakat asıl soru şudur:

Onun yanında ne kadar kaldı, ne kadar öğrendi ve öğrendiğini ne ölçüde yaşatabildi?

Bir ustaya yakın olmak ile onun öğretisini taşımak aynı şey değildir. Gerçek miras sözle değil; teknik, davranış ve karakterle ortaya çıkar.

Sonuç

Bugün Aikido’nun yaşadığı kriz yalnızca ahlaki veya teknik değildir. Bu kriz aynı zamanda insan, eğitim, aktarım ve kurum krizidir. Ego büyümüştür çünkü içsel eğitim zayıflamıştır. Teknik gerilemiştir çünkü usta-öğrenci bağı aşınmıştır. Bölünmeler artmıştır çünkü unvanlar ve kişisel çıkarlar Budo’nun önüne geçmiştir. Yüzeysellik yayılmıştır çünkü sosyal medya görünüşü özün önüne koymuştur. Bu nedenle Aikido’nun ihtiyacı daha fazla teknik üretmek veya her hareketi Aikido olarak sunmak değildir.

Aikido’nun ihtiyacı; gerçek eğitime, doğru teknik temellere, usta-öğrenci ilişkisine ve Budo’nun ahlaki sorumluluğuna yeniden dönmektir.

Gerçek Budo tatamide başlar, fakat tataminin dışında sınanır.

Gerçek teknik ustadan öğrenilir, fakat insanın karakterinde görünür hâle gelir.

Gerçek ustalık ise insanın ne kadar çok teknik bildiğiyle değil, öğrendiği sanatı ne kadar doğru taşıdığıyla anlaşılır.

Sanat, gerçek bir ustanın yanında öğrenilir. Gelenek, sadakatle korunur. Budo ise yalnızca yapılmaz; yaşanır.

Nebi Vural